İnanamıyorum buranın hala durduğuna…
İnanamama da şaşırmamalı, yaklaşık on yıl önce yazmışım en son buraya, henüz acılar taze ve içimdeki boşluk daha daha büyükken. Hayatımdaki her bir parçanın bu denli değişmiş olmasına rağmen, içimdeki boşluğun aynı kalması inanılmaz bir detay.
13 yıldır hala her şarkıda aynı boşluğa ağlamak kolay iş değil. Nasıl desem, kötü bir his, bok gibi bir his…
Bazen gece yattığımda hayatımı baştan sona yaşar gibi anlatmaya başlıyorum sevgili boşluğa. Onlu zamanlara gelince mutlu, öncesi sonrası boşluk olan boşluğa.
Çok mu kötü hayatım da hala böyle hissediyorum? Hayır, bazen güzel bile. Neden böyle bilmiyorum. Neden durup durup değil, asla durmadan hep aklımda…Bunu en iyi bem çözümlerim değil mi?
Tamamlanamamış aşkların lanetini yaşıyorum. Tamamlanamamış kaderlerin, what if senaryolarının.
Sonsuza dek, çemberi zihnimde tamamlayana dek, dönmeye devam edecek, kimseler duymasa da tekrar tekrar aynı şarkıyı çalacak bir taş plak. Zihnim…
Aslında yine yıllar önce artık kafandaki bir sınırı çizebilmek ve boşluğu sınırın dışına itebilmek için değişik yöntemler denedin. Duyduğunda, ki duyacağına emindin, oldukça garipseyeceği ilişkiler içine girdin. Dışarıdan şımarık doyumsuz yalanlar söyleyen bir çocuk gibi, içeriden sınırlarını mayınlarla döşeyip bu tellerden artık bir daha geçemez demek gibi.
Yöntemlerim kendi üzerimde bir süreliğine işe yarasa da, boşluktaki yansımalarımı görünce kırık parçalar gibi batıp canımı acıttı. Ben değildim boşlukta yansıyan. Geçmişi bile çarpıtılan kesinlikle değildim, yalanla asla işim olmamıştı. İşte bu acıttı, çok acıttı.
Yine de susabildim. Hala susuyorum..
Ama çok ilginçtir ki, tek bir iletişimim bile olmasa da yalnız olmadığımı hissediyorum. Hayattaki en kötü günümde bile omzuma elini koyduğunu hissettim.
Bunları boşluğa bağırsam o çemberi tamamlamış olacak mıyım?
Bilmiyorum…
