nasıl bir şey sence, beyninin burnundan çekilip çıkarılması?
hayır hayır, vajinandan akıp gitmesi yada beyninin?
somutlaşmış çığlıkla bağırıyorum, ürpertiler soluklaşıyor ve tatlı kiraz adaletin üzerine eğiliyor kanatlar.
kafanı mı karıştırdım? güzel... kafası karışanları iki kişi yapar bu, ama sadece kendimden saklandığım zamanlarda.
güzel kahverengi gözlerimde gördüğünü sandığın, verandandaki gizli kalması çok daha iyi olacak bir şeyin temizlenmeyi bekleyen lekesi gibi durduğum muydu? yoksa parçalanmış hayatımın geniş bir köşesinde beni çığlıklarımla yüzleşmem için yalnız bıraktığında seni affedebileceğimi mi düşünüyordun?
acının başladığı zaman önemli değil miydi sence? veya farketmeyeceğimi mi sandın?
kendi derisinin kabarıp patladığını duyacak kadar yavaş eriyen bir tuzlanmış solucan olmak nasıl bir şeydir sanıyorsun? küçük parçacıkların son bir geceymişçesine cennetten düşüp teninde jilet gibi erimesi kızdırıyor mu seni? veya mutlu musun benimle uğraşmak zorunda olmadığın için?
ama artık özgürüm, görüyorsun. ve bir köşeye işer gibi fısıldıyorum kulağına, ve hayaletler gönderiyorum seni rahatsız etmeleri için.
kötü adam olmak, üzgün adam olmak ne hissettirir, biliyor musun?
hiç...
hiçbir şey hissettirmez...
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Gönderen
şişedeki kedi
zaman:
02:32
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
iyiydi bu
Yorum Gönder